Geçmişin Yüklerini Bırakma ve İyileşme Rehberi
Yaşam yolculuğumuzda zaman zaman hepimiz yaralanırız; bazen duyduğumuz kırıcı bir söz, bazen uğradığımız bir ihanet ya da beklediğimiz sevgiyi bulamadığımız o sessizlik bizi derinden sarsar. İkili ilişkilerin doğasında kırgınlıklar hep vardır. Ancak ruhumuzu asıl tüketen şey yaşadığımız o sarsıcı olaydan ziyade, olayın içimizde bıraktığı o ağır duygusal tortudur. Tam da bu aşamada “affetme” kavramı iyileşmenin anahtarı olarak karşımıza çıkar.
Affetmek Gerçekte Ne Değildir?
Toplumda affetmekle ilgili çok yaygın bir yanılgı vardır. Çoğu insan affetmeyi;
- Yapılan haksızlığı sineye çekmek,
- Yaşananları tamamen unutmak,
- Hiçbir şey olmamış gibi yola devam etmek zanneder.
Oysa psikolojik pencereden baktığımızda affetmek, bize zarar veren kişiyi haklı çıkarmak veya aklamak demek değildir. Aksine, içimizde biriktirdiğimiz öfkeyi, kırgınlığı ve yara almışlığı sağaltma, dönüştürme yolculuğudur.
Affetmek Neden Bu Kadar Zordur?
Peki, madem bize iyi gelecek, neden affetmekte bu kadar zorlanıyoruz?
- Çünkü bu eylem sadece mantıkla alınacak bir karar değildir; öncelikle kalbimizin kırıldığını ve yara aldığımızı dürüstçe kabullenmeyi gerektirir.
- O geçmek bilmeyen öfkenin derinlerinde genellikle kırılmışlık yatar. Kırılmışlığın kökeninde ise değersiz hissetme ve reddedilme duyguları saklıdır.
- Affetmek, tam olarak bu ağır duygularla yüzleşmeyi talep eder. Yüzleşmek ise, acıdan kaçmaktan her zaman daha ürkütücü ve zordur.
- Bir diğer etken de beynimizin savunma mekanizmasıdır. Zihnimiz, bir daha aynı yerden yara almamak için o travmatik anıyı sürekli taze tutmak ister.
- Öfke, bize sahte ve geçici bir güç kalkanı sağlar. Sanki o öfkeyi bırakırsak tamamen savunmasız kalacakmışız gibi bir illüzyona kapılırız.
- Bu sebeple birçok insan kin tutmayı “güçlü bir duruş” olarak yorumlar. Halbuki asıl içsel güç, çekilen acının bizim tüm kimliğimizi ve hayatımızı ele geçirmesine dur diyebilmektir.
Sınır Çizerek Affetmek ve Özgürleşmek
Birini affetmeniz, onunla ilişkinize kaldığınız yerden devam etmek zorunda olduğunuz anlamına kesinlikle gelmez. Çok net sınırlar çizerek veya aranıza mesafe koyarak da birini affedebilirsiniz. Burada amaç karşı tarafa yeniden güvenmek değil, kendi zihnimizde kaybettiğimiz o huzur alanını geri kazanmaktır.
Psikoterapi seanslarında sıkça karşılaştığımız çok net bir tablo vardır: İnsanlar eylemi karşı taraf için değil de, bizzat kendi ruh sağlıkları için yaptıklarında gerçek iyileşme süreci başlar. İçte tutulan öfke insanı sürekli geçmişin karanlığına zincirlerken; affetmek kişiyi şimdiki zamana, bugüne taşır.
Sürecin En Zorlu Virajı: Kendini Affetmek
Bu yolculuğun belki de en dikenli yolu, insanın dönüp kendini affedebilmesidir. Geçmişteki hatalı kararlarımız, elimizden kayıp giden fırsatlar veya iç sesimizin bize yönelttiği o acımasız eleştiriler, başkalarına duyduğumuz kızgınlıktan çok daha büyük bir yük oluşturur. Oysa insanız; hata yapmak ve yanılmak doğamızın en temel parçasıdır. Kendini affetmek, tüm kusurlarımızla ve eksiklerimizle var olmayı kucaklamaktır.
İyileşme Zaman Alır
Unutmayın ki affetmek bir düğmeye basmak gibi anlık bir eylem değil, zamana yayılan bir süreçtir. İlk adımda duygular fark edilir, ardından bu duygulara bir anlam yüklenir ve zaman geçtikçe o ağır yük hafiflemeye başlar. Bu süreç bazen yüzleşip konuşarak, bazen araya sağlıklı mesafeler koyarak, bazen de sadece iç dünyamızdaki sessiz bir kabullenişle tamamlanır.
Affetmek geçmişi yeniden yazamaz veya değiştiremez; fakat o geçmişin bugününüzü ve yarınınızı zehirlemesine engel olur. Sonuç olarak; yapılan haksızlığı silmek değildir mesele, o yaranın artık sizi yönetmesine izin vermemektir. En güzel tanımıyla affetmek; bir başkasının zincirlerini çözmek değil, kendi ruhunuzu özgürlüğe kavuşturmaktır.

